Kürdistan İşçi Partisi 30’uncu yılında
Posted by admin 11/24/2008
1978 yılının Kasım ayının 25. günü Amed’de Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ve yakın arkadaşları yoğun bir çalışma içerisindeydiler. Çeşitli alanlardan gelen kadrolar Amed’de daha önce belirlenen adreslerde toplanıyor ve Lice’nin Fis köyünde bulunan bir eve naklediliyorlardı. Ev, Apoculara Dersim Öğretmen Okulunda okurken katılan Seyfettin Zoğurlu’nun ailesine aitti.Hava kararmaya yüz tuttuğu sırada bir araçla toplantıya katılacak kişiler Fis köyüne götürüldü. Aracın içinde bulunanlar asfalt kıyısındaki evin yakınlarında, karanlıkta, araç hareket halindeyken atlıyor ve gizlice eve giriyorlardı. Sabaha kadar toplantıya katılacak 23 kişi Fis köyüne nakledilmişti.
KONGRENİN YAPILDIĞI EV
Kuruluş kongresinde hazır bulunan delegelerden biri toplantının yapıldığı evi şöyle anlatıyor. “Fis köyünde Abdurrahman Amcanın evini ve ev halkını daha önceden tanıyordum. Birkaç kez gitmiştim. Hatta bir gecede kalmıştım. Ev yeni yapılmıştı, yapımında çalışırlarken de görmüştüm. Köy uzaktan görülüyordu. Köye hiç gitmedim. Ve içini hiç bilmiyorum. Çünkü bir tepenin yamacındaydı. Abdurrahman amcanın evi, Diyarbakır-Lice asfaltının hemen üzerindeydi. 10 metre kadar mesafe vardı, orası bir lokanta ve kahve idi. Bunun için gerekli binalar ve yazları gölgesinde oturmak için gölge yapılmıştı. Arabalar orada mola veriyordu. Burayı sanırım Abdurrahman Amca kardeşiyle birlikte işletiyordu. Fakat içinde yatılacak ev olarak sadece onun ki vardı. Çocukları içinde, yanında odalar yapıyordu. Ev iki odalıydı. Kapıdan girince küçük bir hol vardı. Ve odalar sağlı sollu idi. Evin yapımında demir ve çimento kullanılmıştı. Güzel bir yerdi. Bolca suyu vardı.”
Sözü edilen delege toplantıya gidişlerini ve toplantının güvenliği hakkında şunları anlatıyor; ‘Diyarbakır’dan karanlık, soğuk ve yanılmıyorsam biraz da hafif yağışlı bir havada çıktık. Ve toplantı yerine akşam karanlıkta gittik. Ev gizli kalmaya ve kamufleye uygundu. Gündüz dışarı çıkmadık. Ve hiç görünmedik çevreye Abdurrahman amca sürekli oradaydı. Ve gelenleri ayarlıyordu. Ya eve getirmiyor, geleni de diğer odaya alıp, kısa sürede gitmesini sağlıyordu. Gelen olursa, hemen bizim haberimiz oluyordu ve sesimizi duyurmuyorduk. Zaten Lokanta kısmı olduğundan eve pek giren olmuyordu. Alaattin arkadaş (Seyfettin’in büyüğü sempati duyuyordu) dışarıda sürekli gözlüyordu. Tabii fazla belli etmemeye çalışarak, Seyfettin’le birlikte birkaç arkadaşta tabanca vardı. Diyarbakır’da ellerinde olan tabancalardı. İki veya üç taneydi. Onun dışında silah olduğunu sanmıyorum. Yani güvenlik silahla değil de, gizlilik ve bazı tedbirlerle sağlanıyordu. Zaten yanımızda bir şey yoktu. Ve katılanlarda öyle sık aranan kişiler değildi. Herhangi bir baskında, ortada materyal bırakmamak ve ortamı kamufle etmek mümkündü. En fazla bir toplantı durumu tespit edilebilirdi ki, onun da Parti kuruluş toplantısı olduğunu belirlemek mümkün olamazdı.
Serhat’tan gelen üç delege hariç, tümü 25 Kasım 1978 akşamı belirlenen eve vardı. Ertesi sabah toplantıya geçildi. Kimi delegelerin anlatımlarından 20-25 olarak geçse de; Öcalan Kasım 94 çözümlemelerinde …..’işte sanırım o 23 kişilik kuruluş, parti ilan etme toplantımız…” biçiminde bir ifade kullandı. Parti kuruluş bildirgesinde ise, katılımcılar ‘bir grup yoldaş’ olarak tanımlanıyor.
KONGREYE KATILANLAR
Toplantıya katılanlar arasında Abdullah Öcalan, Mazlum Doğan, Mehmet Hayri Durmuş, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan, Mehmet Şener, Ali Çetiner, Resul Altınok, Sakine Cansız, Ali Gündüz, Kesire Yıldırım, Mustafa Karasu, Seyfettin Zoğurlu, Baki Karer, Mehmet Turan ve Şahin Dönmez bulunuyordu. Toplantıya çağrılan isimler arasında bulunan Mehmet Karasungur’un Hilvan’dan ayrılması mümkün olmamıştı. Süleymanlar etkisizleştirilmiş de olsa, tedbir elden bırakılmamalıydı. Katılmasının sebebi buydu. Yine Kemal Pir de kısa bir süre önce tutsak düşmüş olduğundan kongreye katılamamıştı.
Toplantı 26 Kasım 1978 sabah başladı. Gece dinlenildikten sonra, 27 kasım gün boyu devam ettirildi. Ve akşam bitirildi. Yani toplam, iki gün sürdü. Toplantının divanında Mehmet Hayri Durmuş bulunuyordu.
İLK DEĞERLENDİRME ÖCALAN’DAN
Kongrede ilk sözü alan Öcalan, 1970’ler dünya siyasal konjonktüründe Kürdistan devriminin konumunu, hareketin çıkışını koşullandıran etmenleri, grubun gelişme sürecini ve gelinen aşamayı özetledi. Varılan noktada partinin gereklilik ve ehemiyeti üzerinde durdu. Öcalan en fazla parti bilinci, sorumluluk duygusu, görev üslenme, yönetme ve yönetim gücü olma ,kendini tam olarak katma ve politikleşme gibi hususlar üzerinde durdu. Kadroların daha çok zorlanacağı konunun bu olduğunu biliyordu. Parti örgütlenmesinin farklılığını profesyonel ve resmi ilişki demek olduğunu, amatör gevşek çalışma ve ilişki tarzının hızla aşılması gerektiğini, sorunun bu boyutunun ciddyetini ısrarla dile getirdi. İlişkileri, çalışmayı ve örgütlenmeyi yeniden kurmak ve kurumlaştırmak, gerektiğini anlattı.
Öcalan’ın değerlendirmesi ardından, partileşme kararı onaylandı. Aslında bu karar, yani parti olma kararı 19-20 kasım 1977’de Amed merkezde Bağlar’da bir evde yapılan toplantıda tartışılmıştı. Daha sonra benzer toplantılar Elazığ ve Antep’te da yapılmıştı. Yani bir karar vardı. Bu karar kongrede onaylanacak, resmiyet kazandıracaktı.
POGRAM VE TÜZÜK İÇİN TARTIŞMALAR
Program ve tüzük görüşmelerine geçildi. Parti programı, Eylül 1977’de hazırlanmış ve hemen hemen tüm bölgelere dağıtılmıştı. 19-20 Kasım 1977’de Diyarbakır’da ve sonrasında Elazığ’da yapılan toplantıda tüm yönleriyle tartışılmıştı. Bölge toplantılarında kadroların fikirleri alınmıştı.
Kongrede delegeler geldikleri bölgelerin önerilerini aktardılar. Bu öneriler ve toplantıda gelen öneriler tartışıldı. Sırasıyla Mazlum Doğan, Şahin Dönmez, Ali Haydar Kaytan, Duran Kalkan, Mustafa Karasu ve Cemil Bayık söz alarak program ilelerine katıldıklarını belirtti. Bunun ardından program ve tüzük oylanarak kabul edildi.
İLK MYK
Kongrede bulunan bir delegenin dilinden partinin ilk MK seçimi ise şöyle anlatılıyor: “Kimse Şahin Dönmez’i önermiyor. Ancak Şahin’in gözlerini kariyerizm hırsı bürümüş, Başkan ‘Herkes kendini ve ya birini önerebileceğini belirtir. MK için değişik öneriler yapıldı ve her önerilen kişi üzerinde tartışıldı. Hemen hemen katılanların yarısı üzerinde tartışma oldu. Bir öretici örnek vereyim. Mazlum arkadaşı bir başkası önerdiğinden Başkan Mazlum arkadaşa bakarak ‘Bu görevi yapabilir misin’ diye sordu. Mazlum arkadaşın verdiği cevap öğreticiydi. ‘Ben kendimi önermiyorum, ancak bu arkadaş topluluğunun verdiği her görevi kabul ederim. Bir üye olarak görevi red etme hakkım yoktur. Hayri arkadaş Mehmet Hoca’yı (Karasungur) önerdi”.
Kongrede Öcalan’ın Genel Sekreterliğinde üç kişilik Merkez Yürütme oluşturuldu. Merkez Yürütme kendini genişleterek Merkez Komite biçiminde örgütleyecekti. Bu konuda Öcalan yetkili kılınmıştı. Toplantıya katılmamış olan M. Karasungur’a görev iletildiğinde, daha yetkin arkadaşların olduğunu, onların yapması gerektiğini belirterek kabul etmiyor düşüncesi Öcalan’ın tarafından makul görülüyor ve MK’ye Cemil Bayık getiriliyor. Böylece Öcalan, Cemil Bayık ve Şahin Dönmez’den oluşan üç kişilik Merkez Komite Yürütme resmiyet kazanıyor.
PARTİNİN İSMİ
Kongre’nin bir diğer ilginç yönü ise Partinin adının tespit edilmemesiydi. Öcalan o dönemi şöyle anlatıyor: “Bir Kürdistan Yurtsever Devrimci Gençlik Birliği ismi vardı. Fakat bu ancak Gençlik için olabilir dedik Lenin’in örneğini göz önüne getirerek Emeğin Kurtuluşu İçin Mücadele birliği adı geçti. Ama onunda amacımızı tam anlamıyla ifade etmediğini gördük. Geriye kalan kendimize Parti adını yakıştıralım. Dedik Ve bilindiği gibi 78’in Kasım’ında bu adla toplantı yaptık. Gerçekten bir alanı yapılmıştır o kadar. Bu aslında o Rus İşçi Partisinin 1898’deki ilanına benzer bir ilandır. Her halde Kürdistan çapında birazda o modeli izlemiş oluyoruz”.
Kullanılacak isim, Partinin niteliğine uygun ideolojik politik karakterini yansıtır özellikte olmalıydı. Hareket daha başından beri bir Ulusal Kurtuluş Cephesi esprisi içindeydi. Bir işçi, emekçi partisi gibi şekilleniyordu. Yani pratik gerçeklik böyleydi. İdeolojik politik gelişim böyle fiili bir isim dahilindeydi. Ve bir proleter öncü parti kararlığıyla kongreye gidilmişti. Fakat resmi olarak ‘Kürdistan İşçi Partisi’ adı, kuruluş kongresinde karar altına alınmadı. Sonraya bırakıldı. Gerçi kongrenin kabul ettiği tüzükte partiden sözedilmişti, ancak ismi konulmamıştı.
NİSAN 79’DAKİ TOPLANTIDA İSİM BELİRLENİYOR
Kongre delegelerinden Duran Kalkan isim konusundaki tartışmaları da şöyle anlatır: “Kongre, parti kurmaya karar vermiş, ama partiye bir isim takmamıştır. Örgüt olduk, kararı çıkmış, parti program ve tüzüğü kabul edilmiş, ama bu partinin ismi bile konamamıştır. Daha sonra geçen üç aylık süreç içerisinde bu tartışılmış, kuruluş bildirisi hazırlanmış, Nisan 1979’da toplanan Merkez Komitesi, “Partiya Karkerên Kurdistan” PKK kuruluşuna karar vermiştir. Partinin isminin PKK olması Nisan 1979’daki Merkez Komite toplantısında gerçekleşmiştir. O zamana kadar Önder APO kendi içinde çeşitli örgüt isimlerini tartışmış, merkezde bazı tartışmalar olmuş, sonuçta merkez komitesinin karar ve iradesiyle PKK isminde karar kılınmıştır”.
Kongre sonuçlanıyordu, delegeler bölgelerine dağılacak kadrolarla toplantılar gerçekleştireceklerdi. Yeni örgütlenme çalışmaları tüm alanlarda aksatılmadan yürütülecekti. Toplantıdan birer parti, ‘kurucusu’ olarak çıkan delegeler yeni bir duygu ve düşünce atmosferi içindeydiler. Kongre genel bir aydınlanma ve netlik sağlamıştı. Perspektif yeterliydi. Ve şimdi bunun pratiğine yürünülüyordu.
Kongreden kısa bir süre sonra Öcalan, alınan karar gereği üç kişilik merkez yürütmeyi genişleterek MK komitesine dönüştürme çalışmasına başladı. Konu hakkında yönetici kadroların görüşlerini aldı. Düşünceleri benimsendi. Sıra isimleri belirlemeye geldi. Başkan, kadroları Kongrede yeterince tanıma fırsatını bulmuştu. Ayrıca, bu çalışmalarını birlikte yürüttüğü arkadaşlarıydı. İsimleri kendisi belirledi. Buna göre 7(yedi) kişilik MK; Başkan, M.Hayri Durmuş, Cemil Bayık, Mazlum Doğan, Mehmet Karasungur, Baki Karer ve Şahin Dönmez’den oluşuyordu.
İŞ BÖLÜMÜ
Abdullah Öcalan’ın Parti Genel Sekreterliği Kongrede oy birliği ile onaylanmış ve resmileşmişti. MK’nin kendi içinde yaptığı işbölümü gereği Kongrede seçilenler MK yürütme görevini sürdürecekti. Üç kişilik örgütlenme komitesi Şahin Dönmez, M.Hayri Durmuş ve Baki Karer’den oluşuyordu. Bu komitenin görevi, partiyi tüm bölgelerde örgütlemek, varolan örgütlülüğü ilerletmek ve genişletmekti. Oluşturulan Merkez Yazı Kurulunda Mazlum Doğan öncülüğünde Duran Kalkan, ve Kesire Yıldırım göreve geldi. Partinin ideolojik faaliyetlerini yönetecek, yürütecek ve denetleyecek olan Merkez Yazı Kurulu, Partiye ideolojik öncülük yapmakla mükelleftir. Partinin Merkez yayın organı olarak kabul edilen Serxwebun gazetesinin yayını ve yönetimi de bu kurulun görevleri arasındaydı. Bu iki komite faaliyetlerinde; MK’ye bağlıydı. Ancak, günlük ilişkiler MK yürütme ile geliştiriyorlardı.
MYK YÜRÜTME GÖREVİ BAYIK’A, ASKERİ SORUMLULUK KARASUNGUR’A
Askeri çalışmaları yürütmek, gerekli örgütlenmelere gitme sorumluluğu M. Karasungur’a verildi. Hilvan’da feodal çetelere, ajan odaklara karşı yürütülen mücadele tırmanma ve büyüme eğilimindeydi. Öcalan, mücadele sürecinde gerilla çekirdeklerini çıkarmayı düşünüyordu. M. Karasungur’ub bu göreve getirilmesinde, gerilla savaşına ilişkin, uzun vadeli planlar etkiliydi.
Kongrede MK yürütme görevi, Cemil Bayık’a verildi. Ayrıca bütün mali işlerin sorumluluğunu da yapacaktı.
Öcalan Kongreden hemen sonra kurtuluş bildirgesinin hazırlıklarına girişti. Ve daha 78 yılı tamamlamadan bitirdi. Bildirinin yaratacağı etki önemliydi. Parti düşüncelerinin ve adının geniş kitlelerde ve gençlikte bırakacağı ilk izlenim gelecek için çok yararlı olacaktı. Bu nedenle Öcalan, bildiriyi özenerek hazırlamış, duygu ve düşünceleri ayıklandıracak, etkili, sürükleyici bir metin ortaya çıkmıştı. Öcalan, “Kuruluş bildirgesini o günkü bilgilerimizin dağarcığıyla yazdık. Bugün hepiniz bir şiir gibi okuyorsunuz. Fakat onu yaratan ruh hali, sorumluluk, anlayış önemlidir. Onun görülmesi gerekir” demektedir.
Kuruluş bildirgesi, Mazlum Doğan tarafından redakte edilerek yayına hazır hale getirdi. Ve nihayet 1979 Nisan’ında yapılan M. K. Toplantısında Partinin resmi adı ‘Kürdistan İşçi Partisi olarak kesinlik kazandı. Parti isminin Kürtçesi, Ferhat Kurtay tarafından belirlendi. ‘Partiye Karkeren Kürdistan(P K K). Bu isim kuruluş bildirgesine konuldu.
HAKİ KARER VE PKK’NİN KURULUŞU
PKK’yi doğuran, PKK’yi ortaya çıkaran, 22 kişiyi 27 Kasım 1978 tarihinde Fis köyünde bir evde buluşturan etkenler , tarihi gerçekleri sıralamak belki binlerce sayfayı alacak değerlendirmeleri ortaya çıkarabilir. Ancak bir neden vardır ki PKK’nin kuruluş kararında belirleyicidir: Haki Karer’in Mayıs 1977’de Antep’te katledilmesi.
PKK’nin öncü isimlerinden Ali Haydar Kaytan da Haki Karer’i şöyle anlatır: “Ordu-Ulubeyli yoksul bir ailenin yoksul çocuğu olan ve Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’ni okuyan Haki Karer için, Önder APO’nun “O benim gizli ruhumdu” dediği bilinmektedir. Babası ve annesi, Haki için, çocukluk ve gençlik yıllarında aile yaşamı içerisinde tam bir emekçi profili çizmektedir. Haki, fundalıkların içindeki beton ve briket karışımı evin yapım ustası, evin önündeki geniş fundalığın ve bahçenin düzenleyici mimarı ve işçisidir. Diğer erkek kardeşlerine inat, tepeden tırnağa enerji yüklü bir emekçidir. Tembellik nedir bilmeyen, sürekli çalışan, çevresine yardım eden ve oldukça sevilen, haksızlık karşısında ele avuca sığmayan Haki, Ankara Beşevler’de Gazi Eğitim Enstitüsü, İlahiyat Fakültesi, İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Fen Fakültesi’nden oluşan yüksek okullar topluluğunu ele geçirmeye, orayı kendileri için karargâh yapmaya çalışan faşistlere karşı direnişin öncü militanıdır. Tüm solcu demokrat örgenciler tarafından sevilen, faşistlerin, gericilerin korkulu rüyası olan Haki, kısa zamanda Ankara gençlik hareketinin önderlerinden biri olmuştu. O da Türkiye solunun sürekli yenilgisini sorguluyordu. “Bu bir kader olamaz” diyordu. Bu sorgulama onu Önderlik APO ile yan yana getirmişti”.
Haki Karer’in katledilmesinin PKK’nin kuruluşu sürecinde nasıl belirleyici olduğu konusunu PKK öncü kadrolarından Cemil Bayık şöyle değerlendiriyor: “Önder Apo’da şehit kavga gerekçesidir, mücadeleyi büyütme gerekçesidir, örgütü büyütme gerekçesidir. Şehidi yaşatma gerekçesidir. Önderliğin şehide yaklaşımı tamamen bu tarzdadır. Şehit nasıl yaşatılacaktır? Nasıl ölümsüzleştirilecektir? Şehidin anısı nasıl temsil temsil edilecektir? Elbette tüm bunlar, ancak her şehit; örgütü, mücadeleyi ilerletmenin, başarının bir gerekçesi haline getirildiği zaman başarılmış olacaktır. Şehidin yoldaşı olmak, şehidin uğruna şehit düştüğü değerleri, mücadeleyi, örgütü, çizgiyi yenilmez kılmak demektir. O nedenledir ki, her şehidin anısına bir başarıyı sığdırmak gerekmektedir. Bu anlamda PKK’nin gelişim tarihinde her zaman şahadet önemli bir yeri teşkil etmiş, her şahadet bir sonraki aşamanın basamağı, köprüsü haline getirilmiştir. Haki Karer’in şahadeti de hareketin ideolojik grup aşamasından partileşmeye taşırılmasının, bunun partiyle tamamlanmasının temel bir halka ve köprüsüdür.
Hareket gelişiminin temeline bu büyük şahadeti koyarak, partileşmeyi gerçekleştirmiştir. PKK demek, Haki Karer ve Haki Karer’in şahadeti demektir. PKK’nin temelinde bu büyük yoldaşın, bu büyük şahadeti vardır. Haki Karer, partileşme doğrultusunda atılan adımla ve bunun bir sonucu olarak da yaratılan partileşmeyle ölümsüz kılınmıştır. Bu anlamda da PKK, eşittir Haki Karer’in yaşamsal kılınmasıdır”.
Bu değerlendirmelerden anlaşılacağı üzere PKK’yi kurmak, partileşmek, bir anlamda Haki Karer’in anısına geride kalan öncülerin verdiği bir cevap oldu.
Fis köyünde 25 Kasım 1978 günü bir araya gelenlerin önemli bir bölümü bu gerçeği hayatlarının geri kalanı boyunca sürekli vurguladı ve Haki’nin ruhunun PKK olarak yaşadığını ifade etti.
Devam edecek…
HASAN GÜNEŞ -ANF